...bir varmış bir yokmuş....
varlıkla yokluğun kaosunda geçen çok çok uzun yıllar evvel, varlıkla yokluk arasına sıkışmış çok çok uzak diyarlarda bir kız yaşarmış. Uzun mu uzun saçları, yeşil mi değil mi gözleri, kırılgan mı kırılgan pembe kalbi varmış.Bazı bazı taşa özenir sert olur, bazı bazı pamuğa özenir şevkatli olur ve her zaman güneşe döner pırıl pırıl olurmuş, bu yüzden insanlar ona Safir Kız dermiş. Safir kız, tabiat anasıyla yaşar, ağaçlarla sohbet eder, nehirlerle coşar, sincaplarla oynarmış. Mutluymuş olmak istediği yerde olmak istediği biçimde anasının şevkatli kollarında yaşar gidermiş. Bazen densizlere rastlar ''hahhahhah Safir Kız bırak artık ormanı, dili olmadıktan sonra ne kaldı ki anlamı'' derlermiş.''asıl konuşan burası, sizsiniz unutan bunları'' dermiş Safir Kız da. Ama herkes pek severmiş onu, zaman zaman taşa özenmesine üzülenler olurmuş ama hemen gönüllerini alır, arkasında gözü yaş, gönlü gam tutan kimseyi bırakmazmış.Gel zaman git zaman Safir Kızın parıltısı çok uzaklardaki kadim diyarlara, kadim diyarlardaki kadim cadılara kadar gitmiş. Onun yaşam enerjisini emmek, parıltısını çalmak için hin cin planlarla başlamışlar kazanı kaynatmaya. Kara Cadı demiş '' Safir Kız'a öyle bir büyü yapacağım ki bir daha hiç bir dokunuşu hissetmeyecek, bir tokatla bir buseyi bir bilecek ve yaşam enerjisini kaybedince ışığı benim olacak'' Ala Cadı demiş '' ona öyle bir büyü yapacağım ki etleri lime lime kıyılacak her gün öksürüp tıksıracak yaşam enerjisi sönmeye başlayınca ışığı beni parlatacak''. Ve Safir Kız'ın kapkaranlık bir sabaha uyanması pek uzun sürmemiş. Acılar içinde kıvrandığı, derdine dermanı bulamadığı ve vazgeçmeye yüz tuttuğu o anda ormandan sesini duymuş Kral Ağacı'nın. ''hey Safir'in Kızı gel tutun köklerime, gel sarıl dallarıma, gel yasla kulağını gövdeme, gel bakta sana neler diyeceğim bir dinle'' demiş. Gücünün ,DİRENcinin son tohumlarını toplayıp varmış Kral Ağacı'nın ihtişamlı bedeni altına.Sarılmış, sarmalanmış, tutunmuş, tutulmuş, Kral Ağacı'nın tatlı dili, şevkatli kolları ve sevgi dolu kucağı iyi etmiş Safir Kızı. İyi olunca koşmuş gitmiş allı karalı cadıları bulmuş tutmuş kollarından vermiş ışığından bin parça onlara ''bendeki ışık senden gelen ondan gelen bana değen herkesten gelen ışık, bendeki ışık sizden bana yansıyan benden daha nicelerine de yansayacak olan ve paylaştıkça parıldayacak olan ışık'' demiş ve aka boyanmış cadılar da.Safir Kız cadılarla paylaştığı parıltısının sevınciyle varmış Kral Ağacı'nın yanına. Ona onca zaman sessizce yanında durduğu, ruhuna bedenine iyi geldiği için şükranlarını sunmuş ve Kral Ağacı 'da '' al demiş Safirin Kızı bu benim gövdemden bir parça, bu pek kıymetli bir hediye sana ruhumdan kopup gelen, bedenimim suyunu taşıyan, bu parça senin tacın ola, seni koruya kollaya''. Dünyanın en mutlu kızı oluvermiş bir anda Safir ve tacını takıp düşmüş yollara..O diyar senin bu diyar benim gezmiş tacının güvencesi altında...ve pek basit birşey olmuş. Safir Kız takılıp düşmüş, Kralın tacı yuvarlanıp gitmiş, gidişini gözden kaybolana kadar izlemiş ve Safir Kız düştüğü yerden bir daha kalkmamayı seçmiş, kalkmadığı yerde bir gün tek başına bir Prenses Ağacı bitmiş...İşte herşey bu kadar bir varmış bir yokmuş...

Yorumlar
Yorum Gönder