pışpışçı goygoycu

Hiç haz etmediğim bir çocuk şarkısı vardı, eminim çoğunuzun da haz etmediği gibi...Ancak yıllar sonra derininde yatan anlamlara vâkıf olabildim, ya da herşey tamamen;  düşündük nokta gördük nokta yaşadık nokta ile alakalı....İşte o sinir bozan sözler;
''Bir gün bir gün bir çocuk, eve de gelmiş kimse yok, açmış bakmış dolabı, şeker de sanmış ilacı, yemiş yemiş bitirmiş, akşama tutmuş sancısı, kıvrım kıvrım kıvranmış, hastaneyi boylamış''
Kısa öz bir hikaye gibi değil mi? Olayın içinde bir çocuk var, arzuları, tatminsizliği, günahları, cezaları, sonuçları...Evet herşey çok net! değil mi sence de?..''Bir kaç dizeye sıkıştırılmış cümlecikleri, sen de bir kaç satıra sığıştırırsan, hayal dünyanın parçalarından biri olamayız elbet'' diyorsan bana, yazmaya devam ederim..benim için havalar hep hoş, düşünmesi hoş, sizinle bakışması hoş, sadece konuşmak biraz boş..o da tamamen düş dünyamın kargacık burgacıklığını, karşımdaki tertemiz hoş dimağların anlamlandırabildiği kadar olduğunu bilmemden...yani sen sözlerimi kendi günahından, kendi kederinden, kendi doğrundan alırsın...kısacası sözlerse benden çıkan, anlamdır senden gelen...ve karmaşa, düzenle kucaklaşamayabilir..ama kucaklaşırsa ne çıkar biliyor musun? İşte bunlar....
..Evde kimse yoktu, en son ne zaman yan odadan gelen tıkırtılara kulak kabartmıştın ya da biri sana seslenmişti hem de isminle değil de yüzünü gülümseten o sıfatlarla. Sahi artık o yan odalar da yok. Yuvadan öte, dam ismini verdiğin, kimilerince stüdyo daire diye isimlendirilen dört duvar arası. Esasen o tek göz bir hücre iken, stüdyo daire daha şık bir yalnızlık oluyor..Yalnızlık o kadar derin ki, en derinde kim bilmek bile istemiyorsun, başkalarının tekliği seninkinden daha vahimse, sevebiliyorsun yalnızlığını, o diğerlerinden daha dayanılası olan tipini yaşarken kimse-sizliğin...çünkü o var, kedin..ismi gölge..karanlıkta ilerliyor, hiç çıt çıkartmadan yaklaşıp dolanıyor bacaklarına, sessizliğin yalnızlıkla anlaşması gibi, ismi gibi bu anlaşmaya uyuyor o da..gölge takipçim oluyor...Şükür ya derken içindeki tatmini az bulan ruh konuşmaya başlıyor tekrar ve tekrardan ve ''sabah'' diyor ''en dayanılmazı uyandığında kendine gelmeye başladığın o bir kaç saniye''..''Rüya, unutmuşluk ve idrakı kabulle gelen sarsıntı saniyeleri''..tekrar uykuya dalmayı çok dilediğin ancak gerçeklik diye isimlendirilen dünya saatinin seni sokaklara sürükleyen mecburiyeti..Sıkışıyorsun dev bir mengene düşünebildiğin sadece..
Sokaklarda yürüyorsun, zihnin hala umudu kovalıyor, mengeneyi bulanıklaştırıp, omuzuna dokunan sıcak bir eli hayal ediyorsun..ısıyı bedeni sarsılana dek özümsüyor, neden olmasın, umut halen yeşermeye hazır diyor kucaklıyor, gözleri gözlerine değdiğinde bigbang ve anlıyor, anladığını hissediyor, güvendiğine inanıyor, inandığını gerçek sayıyorsun, mengene yok oluyor, dört duvar düşüyor, yalnız değilsin, gölge sokaklarda koşmak istiyor artık ve......
ve ağzında acı bir tat çok geçmeden ya da yıllar geçti, aylar veya anlar fark etmez zamanın bir önemi yok...acıtıyor, başın dönüyor, miden bulanıyor, zihnin bulanıklaşıyor..inanamıyorsun, çünkü inanmak istemiyorsun, avuçlarına bakıyorsun, aslında bakmak istemiyorsun gerçeği görmek istemiyorsun, avuçlarındaki rengarenk tatlı şekerlemelerin içinde yatan hain kurtçukları kabulle karşılamak istemiyorsun, gerçeği kabulle gelen mutluluğu öğrenmek istemiyorsun.. bilmek istemiyorsun, bilgi seni mutlu edemeyecek...seni koca vücutlu çocuk zihinli insan! Halen kırmızı elma şekeri, pembe pamuk şekeri mi gerçekliğin...nerede kaybettin çocukluğunu, çünkü kendini orada bulmak istiyorsun..

ve birgün birgün bir çocuk....

Yorumlar